gezmek

 Anaelle'den cumartesi günü için biiir teklif aldım. Facteur Chavel gezisi! Trenle sabah erkenden Romain'e gitmek. Sonra bisikletlerle devam etmek. Erasmus yemininin bilmem kaçıncı maddesi gereği pek de düşünmeden kabul ettim. Anaelle ve renkli ev arkadaşları Miquel, Martin ve aşçı arkadaşları, bisikletlerimizle mutlu bir gruptuk. Ben kaç km bisiklet süreceğimizden habersizdim tabi ki başta. Girdiğimiz bir pastaneye yolu sorduk. Arabayla bir saatte filan gidiliyor?!???!!!A öyle mi, tamam tamam hava güzel, çikolatamız var, her şey yolunda :) Ve evet, çikolatalarımızı yiyip sonsuza kadar bisiklet sürdük. Fransa köyleri, kırları, e bahar da gelmiş pembe pembe çiçekli ağaçlar, van gogh tablolarından fırlamış çizgili tarlalar yeşiller, sarılar, güneş, sarı, sıcak, yokuş yukarı çıkmanın kaslarda oluşturduğu yanma, özgür olmak, rüzgarın yüzüne vurması, gezmenin vücutta salgıladığı o garip hormon, el sallanan köylüler 'bonjouuuur'...İki saate yakın bisiklet sürdükten sonra, evet ulaşmak sonunda! Kırda yapılan piknik, çimlerin üstünde uyumak, kahve, güneş ve sonunda Facteur Cheval! Mösyö Ferdinand, o bir postacı. Ama, 33 yıl boyunca her gün çalışarak bu kocamaaaan bir kumdan kale gibi görünen sarayı yapıyor. Her bir parçasında ayrı bir ayrıntı var, yüzler, hayvanlar, canavarlar, bitkiler, sanki bilinçaltındaki herşeyi bir bir dökmüş kumla şekil vermiş, belki o gün güzel bir kadınla tanışıp onu ekleyivermiş, gece gördüğü kabusunu, sabah onu kovalayan köpeği eklemiş, 10000 gün ve 93000 saatmiş, içine 'karda ve baharda, güneşte ve sıcakta, çok çalıştım' yazmış, ve evet çılgın azimli bir postacının 33 yıllık süreci kaydettiği bilinçaltının modeli...04042011










     Yapılan araştırmalar, çizilen rotalar, gezi siteleri, haritalar, onsuz yapamadığım raileurope sitesi...Son ana kadar hepsi pek bir belirsiz gibiydi yine de. Grand Palace'a gidip eskiz defterime yazdığım biletleri görevliye
gösterip can çekişen fransızcamla konuşmak ve sonunda isviçre için 2 gün sonra başlayacak olan güzeeeeel gezim için elimde duran bir sürü tren biletleri ve getirdiği heyecan. Her şehirde bir gece kalmak. Grenoble-Bern-Luzern-Lozan-Genevre-Grenoble!
     Sabahın en erken saatlerine almışım biletlerimi. Daha gün aydınlanmamıştı uyandığımda. Evet, söz verdiğim gibi 13 dk olmasa da neredeyse 15 dakikada hazırlamıştım southpark'lı çantamı akşamdan. Trende olmak, dikkatsizlikle oturulan ters yöndeki koltuk, tren görevlisine işlettirilen biletin verdiği huzur, yolda olmak, minik not defteri, trenden inince yüzümdeki o kocamaaaan gülümseme!











     BERN ilk duraktı. Hava gerçekten pek soğuktu. Hostele çantamı bıraktığım gibi attım kendimi Bern'in sokaklarına. Soğuktan donana kadar! Bern masal gibi bir şehir. Hava soğuk, yağmurluydu. Pastel renkler, griler, yeşiller, turuncular. Yanyana sıkışmış, eğimli duran evlerle Bern'nin arnavut kaldırımı sokakları. Binaların alt katlarına nişlerin içine yerleşmiş vitrinler, kırmızı tramvay ve otobüsler, sokaklar boyunca çok sık aralıklarla karşılaşılan renkli heykellerle süslü fountainler, saatler, kocaman vitrinli çikolatacılar. Bern'de nehrin iki tarafına kurulmuş bir şehir ve merkezin bulunduğu taraftan nehrin karşı kıyısına geçince kocaman bir şatoyla karşılaştım. Einstain Müzesi. Ama, pazartesi günü müzeler kapalıdır kuralı sadece bahçesinde dolaşarak yetinmeme neden oldu. Ama, merkezdeki Einstain Evi'ne gittim. Bern'in ayıcıklarından sonra diğer bir simgesi olan Zytglogge saati zaman çanı. Pazartesi de olsa giremiycek de olsam yine de Paul Klee Müzesi'ne de gittim. Renzo Piano'nun tasarımı olan müze topografyanın kıvrılmasıyla elde edilen hacimlerden oluşuyor ve bu hacimler transparan koridorlarla birbirine bağlanıyor. İçeri girememiş bir mimarlık öğrencisi olarak 'mekanı tam olarak deneyimleyememiş' olmanın acısını azaltmak için biraz eskiz çizdim ben de._bknz o zaman çizmek._ Hostele döndüğümde hücrelerimin bir bölümü soğuktan uyuşmuştu. Hosteli çok sevdim. İsviçre gezim sırasında kaldığım hostellerin içinde en sevdiğimdi hatta. Oda arkadaşları, sadece o gün için kesişen insanlar, bir fransız, bir koreli, bir japon:) konuşmak herşey hakkında. Koreli sanat okuyan arkadaşım. İsminin anlamı 'oyun' olan bir insanın çizdiği resimleri düşünsenize! Bern, transparan bir şemsiyeye benzeyen metro istasyonu, yanyana sıralanan eğri binaları, gidemediğim ayı parkı, çikolatacıları, kırmızı tramvayları...

















     

LUZERN salı sabahı uyandığım şehir oldu. Evet, gözlerimi açınca Luzern'de Calatrava'nın tasarladığı tren garındaydım: ) Boğaz gibi şehri ikiye bölen göl kenarı, martılar, masallardan çıktığına emin olduğum o garip ağaçlar, içideki renkl illustrasyonlarıyla ahşap Chapel Bridge, eski şehrin dar renkli evlerle dolu sokakları, picasso müzesi, rengarenk panjurlar, bahar festivali zamanına denk geldiğim için korkunç masklarla dolu vitrinler, acılı aslan anıtı, jean nouvel'in tasarımı KLL kültür merkezi, veeee gece sokaklarda korkunç masklı ve abartılı eğlenceli kıyafetleriyle bando takımlarının yaptığı güzel müzikler,sıcak peynir, eğlenen insanlar ve tanımadığın bir şehirde, tanımadığın insanlarla beraber dans etmek, baharı karşılamak... 




















  
LOZAN bir macera oyunu. Lozanı gezerken haritayı bırakıp kaybolmak en eğlencelisi. Kat kat bir şehir ve asansörlerle kot değiştirebiliyorsun. Meydanda yer alan metro istasyonu ve asansörün tasarımı Bernard Tschumi'ye ait. Şehir üst üste kotlar, bu kotları birbirine bağlayan köprüler, asansörler, uçan yollar, yaya merdivenleriyle dolu ama hepsi hafif ve insana mecidiyeköy'de olduğu gibi korku dolu anlar değil ütopik bir çok katlı şehirde yaşıyor duygusu veriyor. Katedrale çıkan yaya merdivenleri, modac_modern sanat müzesi_, çikolata, goufres, asansör, katmanlar, topografya, istasyonun hemen yanında kalınan guest house, amerikan bir
bayla yapılan sohbet, yardımsever tekgezenlerden alman bir oda arkadaşı bayan, kart yazmak, kart atmak...











CENEVRE treni ve son durak. Bankalar, eski şehrin dar sokakları ve sevimli cafeleri, neuve meydanı, peynir fondüsü, gruyere peyniri, çikolatacılarçikolatacılar ve kendimi tutamayışım, göl, 14 metre yükseğe çıkan fıskiye, göl kenarında yürüyüş yapmak, şık bayanlar, pipolarıyla hızlı adımlarla ilerleyen şapkalı baylar, çiçek saati, büyük parklar, son günün yorgunluğu, tembel tembel gezip çikolata yemek, kalan parasıyla çikolata almak...
veisviçregüzeldirtrenlergüzeldirtekbaşınagezmekgüzeldirtanışmakbirileriylegüzeldirbiriktrilenbiletleryazılanyazılar.